top of page
Search

Kullanılmak İyi ya da Kötü Değildir

  • Senem Balaban
  • Dec 3, 2025
  • 4 min read

Updated: Dec 9, 2025

İnsanlar birtakım seçimler yapıp yapıp mağduru oynamayı ne çok sever. Aynı şeyi tekrar tekrar seçtiği ya da öylece pasif bir şekilde durduğu -yani harekete geçmemeyi seçtiği- halde seçim yapmadım sanır, bunu ben seçmedim der. Mesela adam karısına verir verir verir. İstemediği halde, sırf kendinden bir şeyler isteniyor diye, sırf çatışma çıkmasın, tat kaçmasın diye, yüzleşmekten korktuğu için verir. Bana şunu yapar mısın, tabi, şunu halleder misin, elbette, şu işi çözer misin, hay hay. Sonra da “Beni kullandı” der. “Kullanıldım.”


Şunu anlamıyoruz. Bu dünyada vermekten keyif alan, enerji alan, etrafına bir şeyler vererek tatmin olan, kendisinden bir şey istenince mutlu olan, verdikleri alınmayınca üzülen, verme kapasitesi çok yüksek olan insanlar da var. Senin “Beni kullandı” derkenki suçlayıcı tonun, mağduriyet dolu iç dünyan onlarda mevcut değil. Onlar kullanılmayı ister zaten, çünkü kendini bir hayrat gibi görür, kendinden faydalanılsın ister, kullanılmak onun nazarında olumludur, bu hayatta bir yeri olduğunun, hayatının bir anlamı olduğunun göstergesidir.


Başka türlü bakalım. Daha dışadönük biri mesela, yaşadığı her olayı macera gibi görüyor olabilir, bu yüzden gidip onun yardımına koşuyor, dönüp bunun işini hallediyor ve tüm bunlardan enerji alıyordur. Biz dışardan bakıp “Ne kadar yardımsever” deriz. İçedönük biri ise dışa doğru yaptığı çoğu harekette enerji kaybediyordur. Kaybedilen-kazanılan enerji açısından bakılırsa, içedönük kişi ayda bir kişiye yardım ederek çok daha fedakarca davranmış olabilir dışadönüğün haftada beş kişiye yardım etmesine kıyasla ama bunlar dışardan görülmez. Dolayısıyla biz kimden neyin ne götürdüğünü, kime neyin ne kazandırdığını falan da dış kapının mandalı bakışımızla öyle kolay kolay göremeyiz.


Şu son cümleyi biraz daha farklı şekilde bir kere daha söyleyelim, çünkü önemli: Bir insana neyin fazla geldiğini siz dışarıdan bakarak bilemezsiniz ya da bilemeyebilirsiniz. Bir kişiyi çökertiverecek şey bir başkasına vız gelir. Hayat böyledir, insan böyle bir şeydir. X kişisini belli bir konuda çökertecek şey y kişisine vız gelirken y’nin katlanamadığı şeyin x’e vız geldiği de olabilir. Sorun, kişiler kendilerine çok zor gelen şeyleri bir kere iki kere değil sürekli olarak sırf belli bir ilişkiyi kaybetmemek adına yaptıklarında çıkar. O noktada ben senin için neler yaptımlar devreye girer.


Davranıştan ziyade düşüncenin/niyetin bencilce olup olmadığı önemli. Zira davranışınız diğerkam görünürken ardındaki niyet son derece bencilce olabilir. Manipülasyon diye buna denir. Yıkama yağlama gibi karşı tarafı yatıştırmak ya da karşı taraftan belli bir tepki almak için yapılan şeyler örneğin, dışardan çok sevgi dolu görünebilir ama sevgiyle ilgisi yoktur. Çok pohpohladığınız ya da övdüğünüz birini sevmiyor olmanız gayet mümkündür. Sürü hiyerarşisindeki yaltaklanma ve karşılıklılık davranışlarını sevgi sanarız biz. Övgü, takdirin ifade edilmesi, yüreklendirme güzel şeylerdir ve çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerdir, tamam, sevgi çoğunlukla bunları da içerir, tamam; ama bu davranışlar=sevgi, hayır. Bu davranışlar=saygı, ona da hayır.


Bu yüzden bir şeyi verirken karşılığında ne istediğimiz konusunda en azından kendimize karşı dürüst olmamız şahane olur. “Çok iyi bir insanım, o yüzden bu kadar çok veriyorum; ama maalesef kıymetim bilinmiyor”a inanmak insana kendini iyi ve üstün hissettiriyor evet, çok iyi geliyor, gururumuz okşanıyor, ahlaki üstünlük bizde oluyor, biz denklemin doğru ve iyi kişisi olarak haksızlığa uğramış, mağdur edilmiş oluyoruz; karşımızdakiyse yanlış ve kötü ve zalim oluyor.


Bu inançla gelen ahlaki üstünlüğün verdiği sarhoşluktan vazgeçmediğim, bu inanca tutunmaya devam ettiğim sürece verme-beklenti-hüsran döngüsünü besleyeceğimi, sürekli hayal kırıklığına uğrayacağımı, hep kullanılacağımı, hem de istemediğim halde kullanılacağımı bilmem gerekir. Çünkü bir düzeyde kullanılmayı, mağdur edilmeyi istiyorumdur, bundan bir şey elde ediyorumdur. Bundan bir şey elde eden tarafımın ihtiyacını belirleyip, o ihtiyacı direkt yollarla karşılmaya yönelirsem halbuki, o zaman -ve ancak o zaman- yolum beni mağdur etmeyen insanlarla kesişmeye başlar.


İnsanlardaki alacaklılık seviyesi bende pek yoktur. Uzun zamandır bu böyle ve gittikçe de azalıyor alacaklılık hissim. Biriyle birlikte ya da biri için bir şeyi yapıyorsam bunun için karşımdakine bilet kesmeyecek şekilde yapmaya çalışırım o şeyi. Örneğin bir yere gidilip bir şey alınacaksa ve gün bana uymuyorsa ya günü değiştirelim derim ya “Öyle değil de böyle yapsak olur mu?” derim ya da bazen istemeye istemeye de olsa sevdiğim bu kişi için o şeyi yine de yapma kararı veririm; ama istemeyerek yaptım diye ona bedel ödetmem. Unuturum yaptığım şeyi. Hesap defterimde yer almaz. Bir şey hesap defterimde yer alıyorsa eğer, o kişiye içerlemişim demektir. O zaman da bir sınırımı keşfetmiş olurum, bunun bir daha olmaması için ne yapmam, nasıl iletişim kurmam, nasıl davranmam gerektiğini düşünürüm. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Bu benim en güzel özelliklerimdendir çünkü. Gerçi çoğu kişiyi korkutur. Çünkü yüzleşme, dürüstlük ve savunmasızlık gerektirir ve bu üçü de nüfusun büyük kısmı için korkutucu şeylerdir.


Korkanları çok iyi anlıyorum. Zira incinme olasılığı barındırır yüzleşme, savunmasızlık, dürüstlük, otantiklik, müdanasızca kendin olmak (kendini başkalarına dayatmak değil ama kim olduğunu, ne istediğini saklamamak). Gerçekten müthiş korkutucu. Bütün korkutuculuğuna rağmen bunları seçmeye gönüllü olmak için kendin olmamanın acısını yeterince çekmiş, kendin olamamaktan, kendin olduğun zaman dışlanmaktan yeterince bıkmış olman gerekir. Kendin olamama acısının dürüstçe, savunmasızca kendini ortaya koyma korkuna baskın gelmesi gerekir. Kimseye kızmıyorum. Kimseye “Neden bana dürüst olmuyorsun?” diyemem. Herkesin o noktaya geleceği zaman farklı. Kimisi benden onlarca yıl önce oraya gelmiştir, kimisi benden onlarca yıl sonra oraya gelecektir. Kimisi hiç gelmeyecektir. İnsanların zamanlamasına, seçimlerine, tercihlerine, korkularına, travmalarına saygım var.


Ama ben artık başka türlü yapamıyorum. Birine kırılırsam bütün sorumluluğu ona yıkmam, o kırgınlığı aşamıyorsam eğer, bunu dile getirmenin bana düştüğünü, dile getirdiğim takdirde karşı taraf kırgınlığımı umursamıyorsa ona göre tavır almanın da yine bana düştüğünü bilirim. Bazen de yüzleşme gücünü kendimde bulamam ama bunun benim eksikliğim olduğunu bilirim, “Anlasaydı madem, hissetseydi madem” diye düşünmem çoğu zaman. Bir yetişkin olarak bir sürü seçeneğim olduğunun, elim kolum bağlı oturup bana belli şekilde davranılmasını beklemek zorunda olmadığımın, ilişkiyi bitirme, olduğu şekliyle devam ettirme ya da bir şeyleri değiştirmek icin adım atma özgürlüklerine sahip olduğumun farkındayımdır. Belki kötü adam olmamak için ilişkiyi bitirme seçeneğinden uzak duruyorumdur, öyleyse bunun da benimle ilgili olduğunu önünde sonunda fark ederim. Kötü adam olmaktan korkan tarafımla ilgilenmek de benim sorumluluğumdur.


Geçen gün biri sordu “Yardımsever misindir?” diye. Cevap vermekte zorlandım çünkü hakikaten unutuyorum başkaları için yaptığım şeyleri. Kayıt tutmuyorum ya da ilan etmiyorum. Ama soru sorulduktan günler sonra aklıma yavaş yavaş geldi ki bir sürü insana, hayvana yardım etmişim bu son yılda, düzenli olarak yardım etmeye devam ettiklerim de var. Bu yardımların bir kısmını sırf kendimi iyi biri gibi hissetmek için yapmışım, kimisini yapabildiğim, elimden geldiği için, o şeyi yapmak bana kolay geldiği, hatta haz verdiği için, kimisi karşımdaki kişiyi ya da canlıyı mutlu etmeyi, onun yükünü hafifletmeyi can-ı gönülden istediğim için… Ama sonuçta yardım etmişim. Ve unutmuşum. Hatırlayamadıklarım da vardır eminim.


Alacaklılık konusunda daha söylemek istediklerim var, vermek istediğim örnekler var, düşmek istediğim bazı notlar var ama bunları podcastte anlatmayı düşünüyorum, bu yazıyı daha fazla uzatmayalım. Podcastimi bilmeyenler vardır. İsmi Gıcık Podcast. Yazılarımı seviyorsanız, podcast dinlemek de hoşunuza gidiyorsa bir bakmanızı tavsiye ederim, muhtemelen seversiniz.

 
 
 

Comments


©2020 by Senem Balaban. Proudly created with Wix.com

bottom of page