Some Çeviri Problems (1. Bölüm)
- Senem Balaban
- 1 day ago
- 4 min read
Şunu söyleyerek konuyu açayım, hem İngilizcesi hem Türkçesi iyi olan fakat çevirmen olmayan birinin bir çeviriye olumsuz eleştiriler yağdırması çok kolay; çünkü insan, özellikle de bilen insan, yargılamayı sever. Ben çevirmenim, bu işin zorluğunu biliyorum, buna rağmen ben bile bir anlığına da olsa eleştiriyorum, “Şöyle çevrilse daha iyi olurmuş/kulağa daha hoş gelirmiş/daha doğru olurmuş” diyebiliyorum. Yargılamak cazip.
Hemen bir örnek vereyim. Ursula Le Guin’in Öteki Rüzgar (Metis, 2012) kitabının ilk sayfasında bir cümle var, şöyle başlıyor: “Uzun boylu, yaşlı bir kadın ringa balıklarının tazelikleriyle...” Cümle böyle başladığı için balıkların taze olduğunu düşünüyoruz biz okuyucu olarak ve cümlenin devamında balıkların tazeliğiyle ilintili bir şeyler okuyacağımızı sanıyoruz ama öyle olmuyor: “Uzun boylu, yaşlı bir kadın ringa balıklarının tazelikleriyle balıkçı kadının dürüstlüğüne hakaretler yağdırdığı bir tezgahın yanından ayrıldı.” İngilizcede makul olanın Türkçeye uymamasına dair bir örnek bu.
Cümlenin orijinali şöyle “A tall old woman turned from the stall where she had been insulting the freshness of the herring and the veracity of the fishwife.” Şimdi…. Onlar İngilizcede “insulting the freshness of the herring and the veracity of the fishwife” diyebilir, çünkü freshness dedikleri zaman bunu bir ucunda freshness diğer ucunda staleness olan bir doğru üzerinden düşünüyorlar*, hem bu var, hem de yüklem daha önde olduğu için biz “insult” kelimesiyle cümlenin varacağı yere zaten baştan hazırlanıyoruz, dolayısıyla bu cümle İngilizcede kulak tırmalamıyor ama biz “Balıkların tazeliğine ve balıkçı kadının dürüstlüğüne hakaret etti” dediğimiz takdirde tazelik ve dürüstlük gibi olumlu özelliklere hakaret edilmiş gibi bir anlam çıkıyor. Öte yandan... Dediğim gibi, böyle cımbızla aradan cümle çekip konuşmak kolay. Koca kitapta ne zor çevirilerin altından kalktı bu çevirmen (Çiğdem Erkal İpek) kim bilir ve ben gidip bir tek cümle üzerinden ahkam kesiyorum. Nasıl çevirmeliydi peki? Kolaysa ben çevireyim, değil mi?
Zor; çünkü inisiyatif alıp, birazcık da yazara ihanet edip, stale gibi bir kelime orijinal metinde geçmediği halde bayat kelimesini kullanıp “balıkların bayatlığına hakaret etti” ya da “taze olmamasına hakaret etti” desen (dürüstlük kısmını da aynı taktiği uygulayarak çevirsen) olmaz çünkü biz balıkların hakikaten bayat olup olmadığını bilmiyoruz, sadece balıkların tazeliğine laf edildiğini biliyoruz (belki yaşlı kadın iftira atıyor). “Balıkların tazeliğinden ve balıkçı kadının dürüstlüğünden sual ettiği” gibi bir şey denebilir. O zaman da orijinal metinde geçen “insult” (hakaret) cümleye yansıtılmamış oluyor. “Hakaretamiz bir üslupla sual ettiği”? Ööööh maşallaaah… Orijinal cümlede bu kadar tumturaklı bir dil yok ki; gayet sade bir dil kullanılmış…“ Balıkların tazeliğine ve balıkçı kadının dürüstlüğüne laf ettiği”? Belki. Yani gördüğünüz gibi o kadar basit değil. Bir şeylerden feragat etmek gerekecek belli ki. Ya bir şeyler “lost in translation” olacak ya da çok iyi olmayan bir Türkçe kullanılacak. Feragat edileceklerin ne olacağını iyi seçmek, belki “Yazar olsa hangisini tercih ederdi?” diye düşünmek, en az kayıpla atlatmaya çalışmak lazım.
Yalnız maalesef aynı cümlede bir sorun daha var. Cümleyi yeniden hatırlayalım: “Uzun boylu, yaşlı bir kadın ringa balıklarının tazelikleriyle balıkçı kadının dürüstlüğüne hakaretler yağdırdığı bir tezgahın yanından ayrıldı.” “Balıkçı kadına hakaretler yağdırdığı tezgah” denmese iyi olur (öyle de denmiyor bu arada “Balıkçı kadının dürüstlüğüne hakaretler yağdırdığı” deniyor ama kişiden ziyade kişinin bir özelliğine hakaret edilir mi edilmez mi konusuna hiç girmeyelim, çünkü metnin orijinalinde de öyle kullanılmış, dolayısıyla bu çeviriyle ilgili bir şey değil). Anlaşılıyor cümlede söylenmek istenen, ama hoş değil. “… balıkçı kadının dürüstlüğüne hakaretler yağdırıp tezgahın yanından ayrıldı” dense daha temiz, daha şık olur. Diğer haliyle cümle karmakarışık. Diğer taraftan, ilk paragrafta bahsettiğim yargılayıcılık beni çoktan ele geçirdiği için şunu atlıyorum şimdi de: Cümleyi metinden koparınca bu son önerimi doğru bulabiliriz ama metinde tezgaha, balıkçıya, yaşlı kadına falan değinilmemişti daha önce. Dolayısıyla orada “bir tezgah” demek hakikaten de gerekli ve benim “düzelttiğim” biçiminde cümlede “bir” kullanılamıyor (yukarıda koyu harflerle yazılı “düzeltilmiş” cümleyi yeniden okuyun isterseniz). “Uzun boylu, yaşlı bir kadın ringa balıklarının tazeliğine ve balıkçı kadının dürüstlüğüne laf etmekte olduğu bir tezgahın yanından ayrıldı” nasıl? Bilemiyorum. Tam olmadı bence. Olduramıyorum.
Görüldüğü gibi hiç kolay değil. Çeviri işinde çok fazla tuzak var, bunu dikkate almak lazım. Mesela biri socket set’i lokma takımı diye çevirmek varken lokma seti diye çevirmişse (bir dizi ya da filmin altyazısında görmüştüm böyle bir çeviri), o set kelimesini metnin orijinalinde bir kere gördükten sonra başka bir şey düşünmenin zor olmasındandır bu. Set Türkçede de kullandığımız bir kelime zira. Bıçak seti, çeyiz seti, müzik seti… Ayrıca, az önceki Ursula Le Guin çevirisine dönersek, bu çeviriyi yapan kişi kaç para kazanmıştır? Her cümlede bu kadar vakit kaybetse bu işten dişe dokunur bir para kazanabilir mi? Ya da akıl, hatta beden sağlığını koruyabilir mi? Benim çevirdiğim kitaplar edebi eserler değil, kurgu dışı kategorisinden kitaplar, onlarda bile çoğu zaman hem güzel, akıcı bir dil kullanıp hem de yazarın sözcük seçimlerini en doğru şekilde yansıtmak için ya da başka ayrıntılarla uğraşırken epey vakit kaybediyorum, bu tip roman çevirilerinde herhalde beynim su kaynatırdı, bilmiyorum. Dışarıdan atıp tutuyoruz da işin içyüzünü ne kadar kavrıyoruz? Hayatımda bir kere bir öyküyü Türkçeye çevirdim ve ne kadar zaman ve emek verdiğimi biliyorum ona (gerçi “in my defense”, Jamaika’ya has sözler, sözcükler ve kültürel öğeler vardı, dolayısıyla araştırma da yapmam gerekmişti, o da var; fakat cümlelerle tıpkı yukarıda yaptığım gibi çok oynadığım için de uzun sürmüştü çeviri**). Edebi çeviri hakikaten zor.
Öte yandan… Çok zaman harcamadan, sadece biraz dikkat vererek, birazcık mantığı devreye sokarak, pek çok cümlenin kötü çevrilmesine engel olunabiliyor, bu da bir gerçek. Bunlar sadece biraz uyanık olmayı, açık olmayı, ezberci olmamayı gerektiriyor. Çeviride otomatik pilota bağlayan biri kolayca basit hatalara düşebilir. Otomatik pilottan çıkmanın en iyi yollarından biri de yaptığınız çeviriyi (ama hemen değil, unuttuktan sonra, yani başka deyişle araya zaman girdikten sonra) tekrar okumaktır. Çünkü o zaman çeviri kafasından çıkıp “anadilimde bir şey okuyorum” kafasına giriyorsunuz ve kulak tırmalayan şeyleri, yanlış kullanımları falan çok daha rahat tespit ediyorsunuz.
Dikkat gerektiren, otomatik pilottan çıkmayı, uyanık olmayı gerektiren inceliklere bazı örnekler vereyim:
(Devamı 2. bölümde... Yakında bu blogda.)
*veracity için de aynı şey geçerli, kelimeyi bir ucunda dürüstlüğün diğer ucunda sahtekarlığın olduğu bir “dürüstlük” doğrusu olarak ele alıyorlar.
![IMG_0158[4881].jpg](https://static.wixstatic.com/media/c03764_288404564030456c95f872d436e3cf42~mv2.jpg/v1/fill/w_61,h_60,al_c,q_80,usm_0.66_1.00_0.01,enc_avif,quality_auto/IMG_0158%5B4881%5D.jpg)


Comments