Some Çeviri Problems (2. Bölüm)
- Senem Balaban
- 3 days ago
- 5 min read
Updated: 3 days ago
Birinci bölümü* "Dikkat gerektiren, otomatik pilottan çıkmayı, uyanık olmayı gerektiren inceliklere bazı örnekler vereyim" diyerek kapatmıştım, oradan devam ediyorum. (Elbette verilebilecek yüzlerce, binlerce örnek var. Ben sadece bu yazıyı yazdığım süreçte önüme çıkanlardan üşenmeyip not aldıklarımı burada paylaşacağım.)
Orijinal Metinden Çeviriye Gereksiz Yere Aktarılanlar
“Now we’re in a good place to talk about this issue.”
Bunu çevirirken benim Şimdi diyerek tıpkı orijinal metindeki gibi italik kullanmama gerek yok. “İşte şimdi” dersem onun vermek istediği vurguyu verebilirim.
“Your body ages but your being doesn’t” cümlesinde “ama” kullanmaya gerek yok her ne kadar ilk meyil o yönde olsa da. “Bedeniniz yaşlanır; varlığınız değil” demek yeterli. Noktalı virgülden sonra konacak bir ama fazalalık olur. “Bedeniniz yaşlanır ama varlığınız yaşlanmaz” da denebilir.
“I can do this AND (and) say this at the same time.”
Bunu çevirirken biz “hem... hem” kalıbını kullanınca onun italikle ya da büyük harfle verdiğini verebiliyoruz. Artık orada hem’lere ekstradan italik vermemize gerek yok. Gerek olmadığı gibi saçma da kaçar bunu yapmamız.
Bir üsttekine benzer bir örnek: “I am lovable and I can share things that upset me” cümlesinde yazar and’i italikle yazmış ama ben iki cümle arasına “ve” koyup o ve’yi italikle yazsam bu yazarın yarattığı etkiyi yaratamam çünkü bizim dilimizde, konuşma dilinde yani, böyle bir vurgumuz yok. Bu onlarda var. Benim onların konuşma dilindeki vurguyu verebilmem için hem hem kalıbını kullanmam yeterli yine. “Ben hem sevilecek, hem de beni öfkelendiren şeyleri dile getirebilecek biriyim” gibi.
Yan Anlamların Atlanması Sorunu
Bazı örneklerle açıklayalım:
Sober’ı dating app’lerde ve bazı altyazılarda “ayık” diye çeviriyorlar. Yanlış (çoğunlukla). Yabancıların çoğu bağlamda sober’dan kastı “alkolü bırakmış alkolik”tir. Bizim anladığımız gibi “sarhoş olmayan”/“ayık” anlamında nadiren kullanılır sober.
Söylenenin onaylanması anlamında kullanılan “I know”u “biliyorum diye çevirmek var:
“Adam ne kadar uzun boylu, inanılmaz!” “Biliyorum.” (Halbuki “Eveeet!”, “Dimi?” denebilir.)
“Nancy bana çok kaba davrandı.” “Biliyorum.” (“Haklısın”, “Farkındayım”, “Evet” denebilir.)
“Basic materials and tools” diye bir başlığı “Temel malzeme ve araçlar” diye çevirseniz kimse bunu sorgulamayacaktır. Zaten başlıklara daha az önem verilir, şöyle bir görüp geçer insanlar başlıkları genellikle. Ama “Başlıca malzeme ve araçlar” diye çevirirseniz daha şık olur. Şahsi zevkim... Temel temel temel… Çok fazla temel görüyoruz. Hayatımızda bu kelimenin bu kadar sık geçmesine gerek yok bence.
Intense’i görünce hemen “yoğun” demek istiyoruz, ancak...
intense discussion: hararetli tartışma
intense feelings: yoğun duygular
Profound hakeza...
profound feelings: güçlü hisler
a profound meaning: derinlikli bir anlam, çok katmanlı bir anlam
profound words: çarpıcı sözler
“His thoughtful input”daki “thoughtful”u “düşünceli” diye çevirirsen muhtemelen “Neden öyle çevirdin?” demezler; ama“iyi düşünülmüş” burada daha hoş olmaz mı?
Tanrısal bir özellikten bahsedilirken kullanılan formless’ı Türkçe olsun diye ya da aklımıza ilk gelen kelime o olduğu için “şekilsiz” ya da “biçimsiz” diye çevirmemiz nahoş kaçabilir çünkü biz bu sözcükleri sık sık “eğri büğrü”, “çirkin” gibi anlamlarda kullanırız. O yüzden bu bağlamda formless’ı formsuz diye çevirmek daha uygun düşebilir.
Benzer şekilde, zaman diye bir şeyin aslında var olmadığı kastedilerek kullanılan “timelessness”ı çevirmekte, yoğun bir hayatı olan birinden bahsederken son yıllarda sık kullandığımız “zamansızlık” yerine “zamanın yokluğu” gibi bir şey demek daha yerinde olur.
Okurun Metni Bizim Çeviri Yaparken Kafamızdan Geçen Vurgularla Okumaması İhtimali
Özellikle çok uzun cümlelerde, cümlenin sizin kafanızdaki vurguyla okunup okunmayacağını, hangi tuzaklara düşmüş olabileceğinizi, hangi iki kelimenin sizin an itibarıyla aklınıza gelmeyecek bir şekilde birbiriyle evlenebileceğini çeviri sırasında anlamayabilirsiniz. Tecrübe arttıkça yanılma payı azalır ama yine de "Ben yanılmam" dememek, bir şeylerin kör noktada kalabileceğini akılda bulundurmak iyi olur.
Mesela “By monitoring what enters your subconscious and reprogramming its patterns you gain mastery over the life you create” cümlesini çevireceğimiz zaman ilk dürtümüz -erek, -arak kullanmak olacaktır çünkü orda “by” gördük: “Bilinçaltınıza girenleri denetleyerek ve bilinçaltı örüntülerinizi yeniden programlayarak yarattığınız hayatın hakimi olursunuz.” Fakat cümleyi böyle kurarsak okuma kolaylığını ortadan kaldırma, akışı sekteye uğratma riski alırız. Çünkü… Biz çeviriyi yaparken, kendi kafamızda duraklama noktalarını bildiğimiz (“programlayarak”tan sonra kafamızın içinde oraya bir virgül koyduğumuz) için bu cümlede bir sorun görmeyiz ama ilk defa okuyan biri “programlayarak”tan sonra duraksamaksızın “yarattığınız”a geçebilir ve o zaman “programlayarak” virgüüüül “yarattığınız hayat” diye okunması gereken cümle, “programlayarak yarattığınız” diye okunur sanki yaratma işinin programlama vasıtasıyla meydana geldiğinden bahsediliyormuş gibi. Bir nevi Oku baban gibi eşek olma durumu. Bu duraksamayı metne virgül koyarak vermemiz de mümkündür ama şöyle bir cümle bana kalırsa daha derli toplu olur: “Bilinçaltınıza girenleri denetler, bilinçaltı örüntülerinizi yeniden programlarsanız yarattığınız hayatın hakimi olursunuz.” Ya da “the life you created’ı illa “yarattığınız hayat” diye çevirmek zorunda hissetmiyorsak “hayatınızın hakimi olursunuz” da denebilir. O zaman pekala ilk akla gelen şekilde -erek -arak’lı çeviri de yapabiliriz: (“Bilinçaltınıza girenleri denetleyerek ve bilinçaltı örüntülerinizi yeniden programlayarak hayatınızın hakimi olursunuz.”)
Bir başka örnek. “To hate the now”önce “Şimdiden nefret etmek” diye çevirmişim; çevirimi daha sonra baştan okurken fark ettim ki böyle olunca oradaki “şimdiden”, “şimdiden yatıyor musun?” cümlesindeki gibi anlaşılmış, “henüz vakit erken” anlamı katıyor gibi. O yüzden çevirimi “şimdiye nefret duymak” diye değiştirdim.
Orijinal Metindeki Anlatım Bozuklukları
Örneğin çevirisini yaptığım kitapların yazarları bazen bir cümlede kısa çizgi arasına koydukları bir şeye bir sonraki cümlede gönderme yapma hatasına düşüyorlar. Bu kısa çizginin mantığına aykırı. Madem sonraki cümlede onunla ilgili bir yorum yapacaksın o zaman kısa çizgi arasına almaman lazım o şeyi. Onların bu hatayı yapma sebebi kısa çizgi içindeki açıklamanın, cümlenin sonuna geldiği takdirde hemen ardından gelen açıklamanın yanı başında kalıyor olması. Dolayısıyla, okuma akışı kesilmediği için fark etmiyorlar hatalarını (kısa çizgi arasındaki açıklama cümlenin ortasında olunca öyle bir hata yapmıyorlar). Ne var ki onlarda sona gelen, bizde ortaya geliyor ve bir sonraki cümlede, önceki cümlenin ortasında kalmış ve kısa çizgiler arasında olduğu için belki de okunmadan ya da çok dikkat verilmeden geçilecek bir şeyden bahsetmek abes kaçıyor. O yüzden çeviri yaparken böyle bir durumla karşılaşınca kısa çizgi arasındakini ayrı bir cümleye dönüştürüyorum doğal olarak. (Değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. O kısa çizgi içinde yapılan ekstra açıklamalar ya da “which is” diye devam ettirilip pek çok zaman gereksiz uzayan cümlelerle ilgili. Sen yazara saygından bunları çeviriyorsun ama içinden de diyorsun ki “Ne kattı şimdi bu bu cümleye? Beni niye fazladan yordun? Akıcı bir okuma deneyimi sunmak için burda benim anam ağlıyo. Git blogunda yaz o ekstraları kardeşim. Bak ben bloğumda yazıyorum.”) Diğer yandan kısa çizgi ya da parantez arasına konması gereken, yani paragrafla alakasız, okuyucuyu akıştan koparan şeyleri kısa çizgi arasına koymayıp insanı “Araya niye bu bilgi girdi şimdi?” diye merak ettirdikleri de oluyor yazarların. O durumda da yine inisiyatif alıp orijinalde kısa çizgi ya da parantez arasına alınmamış cümleyi bunlardan birinin arasına alarak çeviriyorum.
Son Olarak da Merakımı Celbeden Bir Konu...
Sadece çeviri eserlerde değil, modern Türk edebiyatında da dikkatimi çeken bir şey var: Yapınca, yaptığı zaman kullanımları iyice ortadan kalktı, artık sürkeli “yaptığında” kullanımını görüyorum.
A)“İzin verildiğinde yanlarına gidiyor.” Neden “izin verilince” değil?
“Söz bittiğinde bir süre hiçbir şey söylemediler.” Neden “söz bitince” değil?
“Yaklaşıp baktığında çocuğun uyumakta olduğunu gördü.” Neden “bakınca” değil?
“Vardığında neler oldu?” Neden “vardığın zaman” değil?
B)“Geri döndüğünde güneş batmak üzereydi.”
“Yanlarına gittiğimde gülüyorlardı.”
Esas kullanımı bu şekilde değil mi bunun?
Yanlış anlaşılmasın benim de kullanmışlığım var bu “-nda” kalıbını ilk iki şekliyle, hatta bu kadar gözüme batmasına, kulağımı tırmalamasına rağmen belki hala kullanıyorumdur çünkü kaçınılmaz adeta**. İnsanın ağzından, kaleminden çıkıverebiliyor ama artık baktığım her yerde, dinlediğim her konuşmada bu kalıptan başka bir şey duymuyormuşum gibi hissediyorum. O kadar fazla geliyor ki… Yanlıştır, demiyorum bu arada. Yanlış mı bilmiyorum. Sadece rahatsız oluyorum. Ve merak ediyorum: Neden böyle oldu? Türk edebiyatından, bundan 60, 70, 80 yıl öncesinin birkaç eserini özellikle taradım, bu kalıbın bir kere bile yukarıda A) ile başlayan örneklerdeki gibi kullanıldığını görmedim. Son 10 yılın eserlerindeyse daha ziyade o şekilde kullanılıyor. Hele çeviri eserlerde "-ığında"dan geçilmiyor.
(3. bölüm pek yakında...)
**Epeyce bir süredir bundan neredeyse fiziksel olarak etkilenecek kadar rahatsızlık duyuyorum ama belki kendi öykü kitabımda bile kullanmışımdır.
![IMG_0158[4881].jpg](https://static.wixstatic.com/media/c03764_288404564030456c95f872d436e3cf42~mv2.jpg/v1/fill/w_61,h_60,al_c,q_80,usm_0.66_1.00_0.01,enc_avif,quality_auto/IMG_0158%5B4881%5D.jpg)


Comments